LECCE GEZİ NOTLARI

Hayatta en zevk aldığım şeylerden biri tatil hayali kurmak. Eğer önümde bir tatil planı varsa her şey daha anlamlı ve heyecanlı.

Bu yaz tatilini planlarken de aynı heyecanla araştırmalarıma başladım.

Lecce gezisine karar vermeden önce kafamda İtalya çok netti. Eşim için de planı yapılmış her tatil okeydi ve diğer arkadaşlarımız da İtalya fikrine benim kadar istekliydiler.

Fakat uygun fiyata uçak bileti bulmak zordu ve tüm kombinasyonları deneyerek en hesaplı şekilde uçmak zorundaydık. Yunanistan aktarmalı bir Roma uçuşu bulur bulmaz hemen biletleri aldık. Dönüş biletimize göre tatilimizi planlamaya karar verdik. Dönüş biletini alana kadar ben Amalfi ve Toscona turu üzerine planlar yapmaya başladım ancak fiyatı uygun olan Bari biletini görünce hemen aklıma Lecce’de geçen Ferzan Özpetek’in Mine Vaganti (Serseri Mayınlar) filmi geldi ve tamam buraya gitmeliyiz dedim ve biletleri aldık. Herkesin çok da fikri olmadığı, yeterince keşfedilmemiş ve kirletilmemiş Puglia bölgesi keşfedilmek üzere bizi bekliyordu…

 

 

Önceden gözümüzü karartarak aldığımız Yunanistan aktarmalı uçak biletinin bizi zorlayacak bir macera olduğunu vakit geldiğinde anladık.

Yolculuk başlamadan önce ilk sıkıntıyı hava alanında yaşadık. Skyscanner’dan Aegean havayolundan aldığımız uçak biletinin bagaj kriterlerine bakmadığımız için bavul başına 40 euro gibi ücret isteği ile karşı karşıya kaldık ve elimizde 3 bavul vardı. Evet dakika bir gol bir… Neyse ki görevli kadın yardımseverdi ve bavulların ağırlığını azalttığımız takdirde yalnız 40 euro ödememizin yeterli olacağını söyledi ve biz de el bagajlarına yüklendik.

Atina‘ya vardığımızda saat 23:30’du ve Roma uçağımız sabah 8’de kalkacaktı. Biz de merkeze gitmeye karar verdik ve otobüse atladık. El bagajları ile biraz zor oldu ama 4 kişi nöbetleşe hamallık yapmaya hazırdık.

Amacımız Atina’nın gece hayatına yakından bakmak ve zaman geçirmekti. Fakat şehre geldiğimizde sanki bomba atılmış gibiydi. Sokaklar bomboştu. Açık yalnızca bir bar bulabildik The Break Bar ve biraz burada takıldıktan sonra bir şeyler atıştırdık ve hayal kırıklığı ile havaalanına geri döndük. Sonradan öğrendiğime göre bizim gittiğimiz gün büyük bir yürüyüş olmuş ve polisle çatışmalar yaşanmış.

Havaalanında bulduğumuz boşluklarda uyuyarak gücümüzü toparladık ve Roma’ya doğru yol aldık.

Hemen kiraladığımız arabayı teslim almaya gittik. İtalya’ya gitmişken Fiat500 kiralamamak olmazdı fakat bagajının o kadar küçük olduğunu nerden bilecektik… Bagaj, baş belası bavullardan yalnız ikisini aldı. Diğer bavul zaten küçücük olan arka koltukta tüm yolculuk boyunca Sinemle arama girdi.

Airbnb’den kiralığımız odayı bulmak üzere yola koyulduk ve çok da zorlanmadık. Tuttuğumuz yer pansiyon benzeri küçük bir işletmeydi ve gayet temiz ve Roma şartlarına göre uygun fiyatlıydı.

Roma her ne kadar büyüleyici olsa da aşırı sıcaktı ve bu sıcakta gezmek tam bir işkenceydi. Yine de tabana kuvvet diyerek o gün Kolezyum’u gezip, leziz pizzaların tadına baktık. Ayrıca enfes Roma dondurması yemeyi de ihmal etmedik.

Sonra yine kendimizi vurduk yollara. Aşk Çeşmesi’ne geldiğimizde hayal kırıklığına uğradık çünkü burada restorasyon çalışması hala devam ediyordu.

Ertesi gün erken yola çıkacağımız için biraz dinlenmeye ihtiyacımız vardı fakat yine de o akşamı bu şekilde bitirmek istemedik. Biraz uyuduktan sonra Foursquare’den aldığım tavsiye üzerine Travestere’nin en iyi barlarından Bar San Calisto‘ya doğru sürükledim herkesi. Burası gittiğimizde tıklım tıklımdı, herkes sokağa taşmıştı. Bir şeyler içip yeni insanlarla tanışmak için harika bir yerdi. Limoncello’suna da bayıldım.

Bar san Calisto

Her yerinden tarih fışkıran Roma için bir gece yeterli değildi tabii ki ancak planımız zaten küçük bir keşif sonrası Puglia turu olduğu için ertesi gün erkenden yola koyulduk.

Lecce’de kalacağımız evin sahibi yola çıkmadan önce hız sınırına karşı bizi uyardığı için aheste bir şekilde yolculuğumuza devam ettik. Yaklaşık 6 saat sonra Lecce‘deydik!

Kalacağımız eve vardığımızda çok da doğru bir seçim yaptığımıza daha doğrusu yaptığıma karar verdik. Özellikle ev sahibimiz Oscar bizi o kadar sıcak karşıladı ve her şeyde o kadar yardımcı oldu ki biz bile inanamadık. Ev ile detayları için: Meiwenti Palace

Eve vardığımızda hemen en yakın plaja kendimizi atmak istedik ve Oscar bize hemen bir harita verdi ve lokasyonu paylaştı.

İlk durağımız Torre Dell’orso Beach‘di. Çok kalabalık olması bizi şaşırtsa da tertemiz suyu çok iyi geldi. Plajda bir şeyler yemek içmek istedik, bizdeki beachlerde suya bile 10tl aldıkları için burada bir biraya 3 euro vermek bizi çok şaşırttı.

Biraz yorgunluk giderdikten sonra ilk akşamımızda güzel bir pizza yemeye karar verdik ve yine rehberimiz Oscar’ın önerdiği şehrin en iyi pizzacılarından birine gittik. Lecce’nin merkezine vardığımızda ve eski şehrin içine girdiğimizde adeta büyülendik.

Pizza için Ciro il Pizzaiolo‘da bir saat sırada beklemiş olsak da gerçekten beklediğimize değdi. Ünlü İtalyan biralarından da Moretti bu güzel lezzette bana eşlik etti. Fiyatlara gelince; koca bir pizza yalnızca 6 euro’ydu. Bu kadar ucuz olmasına şaşırdık, keza içkiler de 2-4 euro arasında değişiyordu.

pizza

 Ertesi sabah erkenden kalktık ve Oscar’ın kahvaltı sürprizi ile karşılaştık. Sıcacık kruvasanlar bizi bekliyordu. Kaldığımız süre boyunca o leziz kruvasanlar her  sabah uyandığımızda hazırdı. Hala tadını unutamıyorum.

İkinci günümüzde Oscar’ın bize önerdiği plajlara gitmek üzere yola koyulduk. Önce akvaryum gibi olduğu söylenilen Maldive De Salento‘ya gittik. Denizi gerçekten mis gibiydi ama bizdeki plajlarla karşılaştırıldığında çok da öne çıkan bir özelliği yoktu.

Burada suyun tadını çıkardıktan sonra Oscar’ın tabiriyle “Hidden Beauty”e doğru yola çıktık. Ponte Ciolo denilen bu yer kocaman kayalıkların arasında kalmış muhteşem mekana vardık. Ben burayı biraz Kaputaş’a benzettim ama sonra anladım ki tek benzer tarafı merdivenleriymiş. Büyüleyici bir görünüme sahip olan bu yerde yüzmek pek bana göre değildi. Etrafta zıpkın İtalyan delikanlıları buldukları her yükseklikten atlıyorlardı, seyretmesi daha eğlenceliydi tabii ki.

Güneşi batırdıktan sonra eve doğru yol aldık. Biraz dinlendikten sonra akşama bomba gibi hazırdık. Oscar bizi Lecce’nin en geleneksel restaurantlarından birine götürmeyi teklif etti, biz de seve seve kabul ettik. Bütün akşam makarna çeşitlerinden mezelere, at etinden geleneksel şaraplarına her şeyi denedik. Evet at eti yedik! Önümüze geldiğinde çok tereddütlüydüm ama gözümü karartıp denedim ve inanılmaz bir şeydi. Yumuşacık bir biftek gibi bir tadı vardı. İkinci olarak en sevdiğim şey nohutlu makarnaydı. Adı Ciceri a Tria’ymış ve Lecce’nin geleneksel makarna çeşitlerinden biriymiş. Daha sonrasında Oscar tarifini gönderdi denemek isterseniz: Ciceri e Tria Tarifi

Eve döner dönmez mutfaktan sorumlu olan eşim Orkun bu tarif üzerinden deneme yaptı. Güzeldi ama o akşamki gibi değildi elbet. Mükemmeli yakalayana kadar çalışmalara devam edeceğiz.

Ciceri e Tria

Yemekten sonra şehri gezmeye başladık. Gece ışıklar arasında Lecce  muhteşem görünüyordu. Sokakları gezerken Oscar’ın arkadaşlarıyla karşılaştık ve bizi teraslarına davet ettiler. Tabii biz de bu misafirferverliği karşılıksız bırakmadık. O kadar şanslıyız ki karşılaştığımız bu insanlar da tur rehberiğiydi ve bize Lecce’nin tarihini anlattılar. Geleneksel içkilerinden ikram ettiler ve kuşbakışı Lecce’yi seyretmemize olanak sağladılar.

Lecce Teras Keyfi

Lecce’deki 3. günümüzde yine sabah erkenden kalkıp yollara düştük ve farklı plajları keşfetmeye devam ettik. Geceden yorgun olduğumuz için plajda bol bol uyukladık. Akşam eve döndüğümüzde Oscar bize geleneksel İtalya sofrası hazırlamıştı. Çeşit çeşit peynirler, jambonlar, zeytin ve şarap gittiğimizde bizi bekliyordu. Bu adam harika bir ev sahibiydi doğrusu.

Bir güzel karnımızı doyurduktan sonra hep beraber dışarı çıktık ve bir barda içip bolca muhabbet ettik. Oscar’ın diğer arkadaşlarıyla tanıştık. Anılarımıza çok güzel bir gece daha ekledik.

4.günümüzü daha çok dinlenerek ve toparlanarak geçirdik. Ertesi gün öğlen buradan ayrılmak zorundaydık. Biraz plajda dinlendikten sonra Galippoli’yi görmeye gittik. Burası oldukça kalabalıktı ama manzarası güzeldi.

Son günümüzde gitmeden Lecce’ye bir de gündüz gözüyle bakıp hediyelik eşyalar almaya karar verdik. Lecce’deki tüm yapılar harikaydı, inanılmaz mimari yapılar, görkemli kiliseler insanın aklını başından alıyor.

Bu arada Lecce’nin taşı ile ünlü olduğunu söylemiş miydim? Tüm Lecce şehri buradan çıkan o meşhur taş ile inşa edilmiş. Hediyelik eşya seçerken de bu taşlardan yapılan ürünleri tercih ettik.

Lecce Gezi Notları
Baroque Churches in Lecce
Lecce Gezi Notları - Lecce Meydanı
Duomo di Lecce

Kısacası, Oscar gibi bir ev sahibi ile karşılaştığımız için çok şanslıydık ve Lecce’den inanılmaz hatıralarla ayrıldık. Biz 4 gece 5 gün kaldık ama tüm Puglia bölgesini gezmek için en az bir hafta gerekliymiş bunu anladık. Kim bilir belki bir daha buraya gitme fırsatı bulur, aklımızda kalan göremediğimiz yerleri gezeriz.

Son olarak bu bölgede meşhur olan ve tüm gezimiz boyunca tekrarladığımız sözle veda etmek istiyorum: “Mama li Turchi”.

One thought on “LECCE GEZİ NOTLARI

  1. Geri bildirim: KAŞ'TA NEREDE NE YENİR?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir